16 Ağustos 2020 16:40
-A +A
Zekeriya Kılıç

Zekeriya Kılıç

KONUŞMA KÜLTÜRÜ

Bir arada yaşamanın asıl yoklu konuşma kültürüne bağlıdır. Çünkü uzlaştırıcı, barışçı, bütünleştirici, kardeşliği teşvik ve telkin eden bir dinimiz vardır. Onun için İslam Dini, Rahmet Dini olarak tarif edilir. Huzur ve barışın teminatı, bu bağlamda konuşmaktan geçmektedir. İster fert, ister toplum olsun bir arada yaşamanın bilinci karşılıklı iyi niyet ve Sami sözler ister. Bencillik, çıkarcılık, birbirlerine yarenlik yapmak için boş ve anlamsız sözlerin hiç bir değeri yoktur. Birlikte yaşamanın önünde en büyük engel, farklı olan görüşleri, farklı olan düşünce sahiplerinin birbirlerini tanımadan ve dinlemeden, ön yargılı olarak hareket etme tavırlarındandır. Birbirimizi dinlemek, birbirimizi anlamak şarttır. Dinlemeyen kişilerin birbirlerini anlama imkânı yoktur. İlmi verilere göre ve mukaddes kitabımız Kuran-ı Kerim’e göre dinlemenin bir öğrenme şekli olduğu açıklanmıştır. Dilimiz, inancımız, kültürümüz ötekileştirici değil birleştiricidir. Dışlayıcı olmak yerine birleştirici ve yakınlaştırıcı olmak esastır. Suçlatıcı ve ayıp arayıcı olmak yerine affedici olmak güzeldir. İntikamcı olmak ve kin duymak yerine, bağışlayıcı olmayı ön plana almalıyız. Yüce Rabbimi Kuran-ı Kerim’de “Hanginizin daha güzel amel, hareket, iş yapacağını sınamak için hayatı e ölümü yarattığı, onun mutlak güç ve kudret sahibi olduğu bildirilmiştir.” Mülk Suresi 67. Ayet Bu bağlamda toplumda konuşma kültür ve adabına en çok dikkate etmesi gereken kişiler, devlet adamlarımız, siyasetçilerimiz ve bürokratlar olmasıdır. Şanlı Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır; “Müslüman dilinden ve elinden diğer Müslümanların zarar görmediği kişilerdir. Asıl muhacir ise Allah’ın yasakladığı şeylerden uzak duran kimselerdir.” Buhari Müslim.
Günümüzde ne yazık ki insanlar birbirlerinin elinden ve dilinden çok ciddi zararlar görmektedir. İftira, fitne, yalan, çamur atma ve çekememe gibi aşırı haset ve kıskançlık bunların temelini oluşturuyor. Siyasi ihtiras ve siyasi rekabetlerde bu bağlamda önem arz etmektedir. Allah Resulüne gelen bir kişi, “Ya Resulallah, Allah’ın sana öğrettiklerinden bana da öğret” diyor. Bunun üzerine Peygamberimiz, o adama Kuran öğretmek üzere birini görevlendiriyor. Şahıs Zil-Zal Suresi’ni öğrenip  “Kim zerre miktar hayır işlemişse onun mükâfatını görür. Kim de zerre miktarı kötülük yapmış ise onun cezasını görür” mesajını okuyunca “Bu bana yeter” diyerek derin düşünceye dalıyor. Bir başka şahıs ”Zerre miktar mı Ey Allah’ın Resulü?” Diye sorduktan sonra, “Evet” cevabını alınca “Vay benim halime, vay benim kusurlarım, zerre miktarı demek” diyerek adeta feryat ediyor. Peygamberimiz de “İman bu bedevinin kalbine girdi” müjdesini veriyor. Palavrayla peynir gemisini yürütemeyeceğini bilenlerin bu noktalara çok dikkat etmesi lazımdır. O gün torpil yok, tavassut yok, rüşvet yok, adam kayırma yok, avukat tutmak, savcı hâkim ayarlamak ta yok. Sadece Allah’ın mutlak adaleti var. Yapmacık ve gösteriş dindarlığı o zaman bizleri kurtaramaz. Elbette bunlar inanan kimseler içindir. Felaket anında Allah deyip, tehlike geçince yallah diyenlere söyleyecek sözümüz yoktur.


Facebook'ta paylaş butonu
Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Facebook Yorumları
Dikkat Çekenler
Arşiv
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...
2016 Yenişehir Yörem Gazetesi (Kayı İletişim Ltd. Şti.) tüm hakları saklıdırHaber Yazılımı Haber Scripti